ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÖDÜL VE CEZA

Çocuk yürümeye başladığı andan itibaren evin içinde bir güç gösterisi başlar. İstediğini almaya ve elde etmeye çalışan çocukla, ona engel olmaya çalışan büyükler arasındaki bu çatışma doğru yönetilmediğinde  giderek daha büyük bir sorun yumağı haline dönüşür. Kararlı, devamlı ve doğru söylenen bir  “HAYIR” çocukta olumlu davranışın  kazandırılması açısından  çok etkilidir. Dokunmaması gereken eşyalara dokunduğu için  çoğu zaman çocuğa kızılırken, bazen de buna izin verilir. Bu durumda büyüklerin ne istediği konusunda kafası karışan çocuk kendinden beklenen istendik davranışı anlamakta zorlanacak; yapmaması gerekeni anlayamadığı için davranışı yapmamayı değil, büyükleri nasıl ikna edeceği ile ilgili çaba gösterecektir. Anne babanın farklı kurallar koyması farklı beklentiler içinde olması ve birbirlerini desteklememeleri de çocuğun kafasında çelişki yaratır ve çocuk doğruyu yanlışı ayırt edemez. Bu sebeple çocuklarımızı eğitirken; sürekli  değişkenlik gösteren kurallar değil, mantıklı açıklamaları olan net ve tutarlı kurallar koymalıyız.

Çocuk eğitiminde cezanın kullanılıp, kullanılmaması konusunda anne-babalar çoğu zaman kararsız kalırlar; çocuklarının kişiliklerini kazanmalarında  olumsuz etki yaratacağını düşünerek ceza kullanımı konusunda ya korkak ya da aşırı katı davranabilirler; oysa dengeli bir biçimde kullanılan ceza ve ödül sistemi, çocuğun eğitiminde işleri kolaylaştırıcı bir yöntemdir. Aksi halde: bedel ödemeyi bilmeyen, sınır tanımayan, evden kaçan, umursamaz ve öfkeli çocuklar yaratılarak ruhsal açıdan sağlıksız ve toplumla uyumsuz nesiller yetiştirilmesine zemin hazırlanmış olur.

Bir çocuğu hep ödüllendirmek ya da sadece cezalandırmak doğru değildir. Ceza ve ödül, mutlaka yerinde, zamanında, gerekli durumlarda ve gerektiği dozda, çocuğun yaşına ve durumuna uygun olarak kullanılmalıdır. Eğitimde ceza son çaredir ve en güzel ceza çocuğu sevdiği bir şeyden mahrum bırakmak şeklinde olmalıdır.Ceza çocuğu aşağılayan, küçük düşüren, güvenini sarsan, öfke ve kızgınlık yaratan, çocuğu aciz ve değersiz hissettiren sonuçlar doğurmamalı ve  mutlaka suçla orantılı olmalıdır; çok büyük bir suça çok küçük bir ceza verilir veya  küçük bir yanlış için büyük bir bedel ödetilirse , bunun hiçbir yaptırımı olmaz. Çocuğa; cezanın neden verildiği  mutlaka anlatılmalı, çocuk neyi yanlış yaptığını ve neden ceza aldığını, cezayı daha önce öğrendiği ve yapmaması gereken bir davranışta bulunduğu için aldığını, bir kez daha aynı şeyi yaptığında aynı yaptırımla karşılaşacağını bilmelidir. Ceza uygularken çocuk tarafından anlaşılamayan, düşündürmek ve etkilemekten uzak cezalar amacına ulaşamamakta, ağır  fiziksel cezalar ise; çocuğu eğitmek yerine öfkelendirmektedir.

Doğru davranışların kazandırılması için ebeveynlerin uyulması gerekli kuralları net bir biçimde ortaya koymaları, gerektiğinde çocuklarına hayır diyebilmeleri, sınırlarını belirlemeleri ve kendi aralarındaki iletişimin sağlıklı olmasına özen göstermeleri gerekmektedir. Çocuğa yanlış davranışı karşısında uygulanacağı söylenen cezadan kesinlikle vazgeçilmemesi gerekir. Çoğu anne-babalar çocuklarına kıyamadıkları için verdikleri cezadan kolayca vazgeçerler. Hatalı davranışının sonunda ceza uygulanacağı çocuğa bir kez söylenmişse mutlaka sonuna kadar gidilmelidir. Çocuğun özür dilemesi  ancak yanlış davranışının bir daha tekrarlanmayacağına  dair bir söz olarak kabul edilmeli, uygulanacağı söylenen ceza uygulanarak çocuğa davranışlarının sonuçlarına katlanması bilinci kazandırılmalıdır. Duruma uygun, haklı bir ceza çocuğu üzmez. Ama cezalar tehdit halinde kalırsa, çocuk anne babasının ağzından çıkanların yerine getirilmediğini, herhangi bir şekilde onları vazgeçirebildiğini öğrenirse cezanın anlamı kalmayacak, bu durum çocukla, aile arasında bir oyun haline dönüşecektir  ki; genellikle de  bu oyunu da çocuk kazanacaktır.

Diğer taraftan şiddetin  hiç bir biçimde bir cezalandırma yöntemi  olarak kullanılmayacağı tabiidir; şiddet gerçekte  çaresizliğin dışa vurumudur, ruh sağlığında problem olmayan ancak öfke kontrolsüzlüğü nedeniyle şiddet uygulayan  aileler, genellikle şiddet uyguladıktan sonra çok daha fazla üzülürler ve daha büyük bir çaresizlik yaşarlar, çocuk üzerinde de asla olumlu bir etki yaratmaz, çocuk doğruyu asla bu yolla öğrenemez. Bu nedenle çocuğa fiziksel acı vermek yerine davranışının yanlışlığı anlatılmalı, çocuk yanlış davranışıyla orantılı bir bedelle cezalandırılmalıdır.

Ödüller de cezalar gibi yerinde ve dengeli bir biçimde kullanılmalı, abartıdan kaçınılmalıdır. Ödüller gerektiğinde ya da uygun dozda kullanılmadığında ödül olmaktan çıkıp, çocuk için adeta hak haline gelecektir; sürekli ödül vermek çocuğu ödüle bağımlı hale getirir, ödül olmadığında da başarma duygusu önemini yitirerek çocuktaki motivasyonu düşürür. Davranışın sonunda uygulanan manevi ödül çoğu zaman maddi ödülden daha etkilidir. Sisteme erken başlanırsa manevi ödüller yeterli olur, maddi ödüllere ihtiyaç duyulmaz. Övgü manevi bir ödüldür ve çocuğun kişiliğine değil davranışına yapılmalıdır, yapılan övgünün ne için olduğu da çocuğa açıkça anlatılmalıdır. Övgü en tercih edilen ödüldür, ancak sık yapılan övgü olumsuz sonuçlar yaratır; sık övülen çocuklar sürekli anne babalarını mutlu etmek için uğraşıp, onları mutsuz edecek davranışlardan kaçınmaya çalışacaklardır. Bu başlangıçta olumlu bir davranış gibi görünse de bu tip çocuklar genellikle yeniliğe kapalı, bağımlı, yaratıcılığı gelişmemiş bireyler olmaya adaydırlar, kendilerine puan kazandıracak kalıplara takılı kalırlar, değişmeyi değil, uyumlu olmayı seçerler. Çocuğunuza “çok zekisin” demek yerine “başarını ve çabanı takdir ediyorum” demek ondaki olumlu davranışı teşvik eder.

Ödül; çocuğun  zaten yapması gereken bir şeyi, daha iyi yaptığı için verilmelidir, yapılacağı kesin bir davranış için önceden önerilen  ödüle  rüşvet demek daha  yerinde olur. Çocuğun yaptığı  herhangi bir davranışa rüşvetle karşılık verilirse bir dahaki sefere daha fazla şey önermeniz gerekecektir. Ödevini yapmak için rüşvet alan çocuk, ödev yapmanın kendi sorumluluğu olduğunu unutacak, ödevini annesini ya da babasını kazanmak, herhangi bir menfaat elde etmek için yapacaktır  ve her geçen gün bu çocuğa ödev yaptırmak daha da zorlaşarak, ödenen bedel artacaktır. Çocuğa doğru davranışları öğretmenin en etkili yolu pozitif ödüllendirmedir Bir çocuk için en doğru ödül şekli ona gülümseyerek ve sarılarak doğru davranışını tebrik etmektir. ‘Bu gün odanı toplama konusunda bana çok yardımcı oldun, bu nedenle pastanın çikolatası en bol kısmı senin olabilir’ bu ifade ölçülü ve pozitif bir ödüldür; hem doğru davranışı öğretir, hem de sonraki olumlu davranışları için motive eder.

Sonuç olarak ödül ve ceza yöntemi uygun zamanda, istikrarlı, kararlı ve doğru olarak uygulandığı taktirde çocuğun davranışlarında olumlu etkiler yaratır. Ceza da ödül de çocuğun yaşına ve gelişimine uygun, kararlı, şiddetten uzak olmalı, ani kararlar, tavizkar ödüllerle olumlu davranışın yerleşmesi baltalanmamalıdır. İçinde koşul olan yaptırımlar, daha gerçekleşmeden sunulan ceza ve ödüller çocukta olumsuz duygular yaratır. Amacımız; çocuklarımızın değer yargılarına, ahlaki doğrulara ve toplumsal kurallara karşı saygılı, ruh sağlığı yerinde, kendine güvenen, çözüm odaklı bireyler olarak yetişmelerini sağlamak, alternatif önerilerle olumsuz davranışları söndürerek istenmeyen davranışları düzeltmek  olmalıdır. Çocuğa olumlu davranışlar kazandırmaya çalışırken bilinmesi gereken en önemli husus çocuğa anlaşıldığını hissettirmektir, çocuk anlaşıldığını hissettikçe olumsuz davranışları ile ilgili direnci kırılacak, olumlu davranışlarında artış gözlenecektir.

Hümeyra Olcay

Psikolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir